Japonya Merkez Bankasının eylülde politika faizini yüzde 1,25’e çıkarması, ülkede yıllardır süren düşük faiz rejiminin sınırlarını yeniden tartışmaya açtı. Bu seviye 1995’ten bu yana görülen en yüksek politika faizi.
Mart ayında BOJ Yönetim Kurulundaki görevinden ayrılan Asahi Noguchi, aralık toplantısında faizin yüzde 1,50’ye çıkarılabileceğini, sonraki adımlarda ise yüzde 1,75-2,00 bandının masaya gelebileceğini söyledi. Noguchi’nin bu görüşü resmi BOJ yönlendirmesi değil; fakat bir dönem parasal genişlemenin güçlü savunucuları arasında yer almış bir isimden gelmesi dikkat çekici.
Yüzde 2, Japonya için sıradan bir faiz seviyesi değil
Yüzde 2 politika faizi ABD veya Avrupa’da düşük sayılabilir. Japonya’da ise ekonomi uzun yıllar sıfıra yakın, hatta negatif faizlerle çalıştı. Şirket borçlanmaları, konut kredileri, devlet tahvilleri ve bankacılık sistemi bu yapıya göre şekillendi.
Faizin yüzde 1,25’ten yüzde 2’ye yaklaşması bu nedenle yalnız 75 baz puanlık teknik bir artış olarak okunamaz. Bankaların marjları genişlerken şirketlerin finansman maliyetleri yükselebilir, tahvil fiyatları baskı görebilir ve yen cinsi varlıkların getirisi yabancı yatırımcı açısından daha cazip hale gelebilir.
Japonya ekonomisi için değişen nokta da bu. BOJ artık deflasyonu kırmaya çalışan bir merkez bankasından, daha kalıcı enflasyonla yaşayan bir ekonomide faiz seviyesini yeniden tanımlayan bir kuruma dönüşüyor.
Zayıf yen faiz politikasının merkezinde
BOJ’un önündeki baskının önemli kısmı kur tarafından geliyor. Yenin değer kaybetmesi enerji ve hammadde ithalatını pahalılaştırıyor. Japonya’nın dışa bağımlı enerji yapısı nedeniyle kurdaki her zayıflama, petrol ve doğal gaz maliyetleri üzerinden şirket bilançolarına yansıyor.
Ağustosta üretici fiyatlarının yıllık yüzde 7,6 yükselmesi de bu baskının yalnız döviz ekranında kalmadığını gösterdi. İthal girdilerdeki artış şirket maliyetlerini yukarı taşırken, bu maliyetlerin tüketici fiyatlarına ne ölçüde geçtiği BOJ’un faiz patikasında belirleyici olacak.
Büyüme BOJ’un hızını sınırlıyor
Faizlerin daha yukarı taşınmasının önündeki fren ise büyüme. Japonya’nın büyüme verileri güçlü ve kesintisiz bir genişlemeye işaret etmiyor. Bu nedenle BOJ, enflasyonu ve yen üzerindeki baskıyı kontrol ederken ekonomiyi gereğinden fazla sıkıştırmaktan kaçınmak zorunda.
Eylüldeki faiz kararı 7’ye karşı 2 oyla alındı. İki üyenin yüzde 1 seviyesinin korunmasını istemesi, kurul içinde artışların hızına ilişkin temkinin sürdüğünü gösteriyor. Bu tablo, aralıkta yeni bir artış ihtimalini ortadan kaldırmıyor ancak yüzde 2’ye giden yolun kısa ve düz olmayacağını düşündürüyor.
Tahvil piyasası değişimi daha sert fiyatlıyor
Para politikasındaki normalleşmenin en görünür sonucu tahvil piyasasında ortaya çıkıyor. Japonya’nın 30 yıllık devlet tahvili faizi 5 Ekim’de yüzde 4,235 ile rekor seviyeye çıktı. Uzun vadeli getirilerdeki yükseliş, yalnız BOJ beklentisini değil kamu borcunun finansman maliyetine ilişkin endişeleri de yansıtıyor.
Japonya’nın yüksek kamu borcu, faizlerdeki kalıcı artışı diğer gelişmiş ekonomilere göre daha hassas hale getiriyor. Yeni tahvil ihraçları daha yüksek maliyetle yapılmaya başladıkça bütçedeki faiz yükü de kademeli olarak artacak.
Noguchi’nin yüzde 1,75-2,00 bandına yaptığı vurgu bu yüzden yalnız para politikası açısından okunmamalı. Japonya düşük faiz döneminden çıkarken kur, tahvil piyasası, banka kârlılığı ve kamu finansmanı aynı anda yeni fiyatlama düzenine geçiyor.
Yorumlar
Görüşünüzü paylaşabilirsiniz. Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.