ABD tahvil piyasasında alışılmış ilişkinin dışına çıkan bir hareket yaşanıyor. Son günlerde gelen zayıf ekonomik veriler Fed’in eylülde faiz artıracağı beklentisini aşağı çekerken ABD’nin 30 yıllık tahvil faizi yüzde 5,29’a kadar yükselerek 2007’den bu yana en yüksek seviyesini gördü.
Normal şartlarda Fed’in daha az faiz artıracağı beklentisi tahvil faizlerini de aşağı çekebilir. Pazartesi günü ise kısa vadeli Fed beklentileri ile uzun vadeli faizler farklı yönlere gitti. 10 yıllık ABD tahvil faizi yaklaşık yüzde 4,70 seviyesine yükselirken 30 yıllık faiz yüzde 5,29’u test etti.
İçindekiler
- Fed beklentisi gerilerken tahvil faizi neden yükseliyor?
- ABD geçen hafta 30 yıllık tahvil için yüzde 5,22 faiz ödedi
- Yapay zekâ yatırımları tahvil faizlerini nasıl etkiliyor?
- Tahvil arzı arttığında faiz neden yükseliyor?
- Yüksek uzun vadeli faizler neden önemli?
- Fed faiz indirirse uzun vadeli faizler yine de yüksek kalabilir mi?
Bu ayrışmanın arkasında ABD ekonomisinin bugünkü faizinden daha uzun vadeli bir sorun var. Hazine’nin yüksek borçlanma ihtiyacına yapay zekâ yatırımlarını finanse etmek için tahvil piyasasına çıkan büyük teknoloji şirketleri de eklenince yatırımcıların satın alması gereken borç miktarı hızla büyüyor.
30 yıllık ABD tahvil faizi 2007'den beri en yüksek seviyeye çıktı.
Eylül toplantısında faiz artışı beklentisi geçen haftaki yaklaşık yüzde 55 seviyesinden geriledi.
Alphabet, Amazon ve Meta gibi AI devlerinin 2026'daki tahvil satışları bu seviyeye yaklaştı.
Fed beklentisi gerilerken tahvil faizi neden yükseliyor?
ABD’den son günlerde gelen veriler Fed’in eylül ayında yeni bir faiz artışına gitmesini zorlaştırdı. Perakende satışların beklenmedik biçimde düşmesi, istihdamdaki zayıflık ve enflasyonun beklentileri aşmaması sonrasında piyasadaki faiz artışı olasılığı yüzde 31’e kadar geriledi.
Geçen hafta bu oran yaklaşık yüzde 55 düzeyindeydi. Yani yatırımcılar birkaç gün içinde Fed’in kısa vadede daha az sıkı bir politika izleyeceği yönünde pozisyon almaya başladı.
Buna rağmen 30 yıllık tahvil faizinin düşmek yerine yükselmesi önemli. Çünkü 30 yıllık faiz yalnızca Fed’in önümüzdeki toplantıda ne yapacağını fiyatlamıyor. Önümüzdeki yıllarda enflasyonun, kamu borcunun ve piyasaya çıkacak tahvil miktarının nasıl seyredeceği de bu faizin içinde.
Uzun vadeli tahvil satın alan bir yatırımcı parasını onlarca yıl bağlamayı kabul ediyor. Piyasada satılacak tahvil miktarı hızla artıyorsa yatırımcının bu riski almak için talep ettiği getiri de yükseliyor.
ABD geçen hafta 30 yıllık tahvil için yüzde 5,22 faiz ödedi
Tahvil piyasasındaki gerilimin ilk güçlü işaretlerinden biri geçen haftaki Hazine ihalesinde görüldü. ABD hükümeti 30 yıllık yeni tahvil satışında yüzde 5,22 seviyesinde borçlanmak zorunda kaldı.
Bu, 2001’den bu yana 30 yıllık bir Hazine ihalesinde görülen en yüksek borçlanma maliyetiydi.
Daha dikkat çekici olan ise faizlerin ihale sonrasında da yükselmeye devam etmesi. Pazartesi günü 30 yıllık tahvil getirisi yüzde 5,29’a ulaştı. Başka bir ifadeyle yatırımcılar geçen hafta yüksek buldukları borçlanma maliyetinden bugün daha da yüksek getiri talep ediyor.
Buradaki sorun yalnızca tek bir ihalenin zayıf geçmesi değil. ABD’nin önümüzdeki yıllarda bütçe açıklarını finanse etmek, eski borçlarını çevirmek ve yeni harcamaları karşılamak için piyasadan yüksek miktarda para toplamaya devam etmesi bekleniyor.
Yapay zekâ yatırımları tahvil faizlerini nasıl etkiliyor?
Tahvil piyasasında bu kez hükümet yalnız değil. Yapay zekâ yarışına giren büyük teknoloji şirketleri de aynı yatırımcıların parasına talip oluyor.
Alphabet, Amazon ve Meta gibi şirketlerin 2026 yılında gerçekleştirdiği tahvil satışları yaklaşık 220 milyar dolara ulaştı. Bu rakam 2025’in tamamındaki yaklaşık 108 milyar doların iki katından fazla.
Büyük teknoloji şirketleri geçmişte veri merkezi ve altyapı yatırımlarını büyük ölçüde kendi nakitlerinden karşılayabiliyordu. Yapay zekâ yatırımlarının yüz milyarlarca dolara ulaşması bu modeli değiştirmeye başladı.
Yeni veri merkezleri, işlemciler, enerji altyapısı ve ağ sistemleri için gereken yatırım büyüdükçe şirketler tahvil piyasasından daha fazla kaynak toplamaya yöneliyor.
Son örneklerden biri Alphabet. Şirket kısa süre önce ABD dolarında 25 milyar dolarlık tahvil satışı gerçekleştirdi ve şimdi Avustralya doları cinsinden ilk tahvil ihracına hazırlanıyor.
Böylece tahvil yatırımcısının önüne hem ABD Hazinesi’nden hem de dünyanın en büyük şirketlerinden sürekli yeni borçlanma araçları geliyor.
Tahvil arzı arttığında faiz neden yükseliyor?
Mantık aslında oldukça basit. Piyasada satın alınması gereken tahvil miktarı çok hızlı arttığında ihraççılar yatırımcıyı çekmek için daha cazip getiri sunmak zorunda kalabiliyor.
ABD hükümeti daha fazla borçlanıyor. Teknoloji şirketleri yapay zekâ yatırımları için daha fazla tahvil çıkarıyor. Avrupa’daki hükümetlerin savunma ve altyapı harcamaları da aynı küresel sermaye havuzundan finansman arıyor.
Talep aynı hızda büyümezse tahvil fiyatları aşağı gelir ve faizler yükselir.
BlackRock Investment Institute’tan Vivek Paul bu durumu sermaye için son yıllarda alışılmadık ölçüde güçlü bir rekabet oluşmasıyla açıklıyor. Yapay zekâ yatırımlarının hızlanması bu rekabeti daha da büyütüyor.
Uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükselişi yalnızca “Fed daha şahin olacak” şeklinde okumak artık yeterli değil. Pazartesi günkü hareket bunun iyi bir örneği. Fed’in eylül ayında faiz artırma ihtimali belirgin biçimde gerilerken 30 yıllık faiz 2007’den beri görülmeyen seviyeye çıktı. Piyasa artık faiz kararının yanında ne kadar yeni tahvil satılacağını ve bu tahvilleri kimin alacağını da fiyatlıyor.
Yüksek uzun vadeli faizler neden önemli?
30 yıllık tahvil faizi yalnızca devletin borçlanma maliyetini ilgilendirmiyor. ABD ekonomisindeki birçok uzun vadeli kredi ve yatırım kararı Hazine tahvillerinin getirileri üzerinden şekilleniyor.
Uzun vadeli faizlerin yüksek kalması konut kredilerinden şirketlerin borçlanma maliyetlerine kadar geniş bir alana yansıyabilir. Yeni fabrika, veri merkezi veya altyapı yatırımı yapmak isteyen şirketlerin finansman maliyeti de yükseliyor.
Hisse senetleri açısından da benzer bir durum var. Risksiz kabul edilen ABD tahvilleri yüzde 5’in üzerinde getiri sunarken yatırımcıların daha riskli varlıklardan talep ettiği getiri de artabiliyor.
Özellikle gelecekte elde edeceği kâra göre yüksek değerlemeyle işlem gören teknoloji şirketleri, uzun vadeli faizlerdeki artışa daha duyarlı olabiliyor. Tahvil faizlerinin kalıcı biçimde yüksek seyretmesi, yapay zekâ yatırımlarından faydalanan şirketlerin borsa değerlemeleri açısından da yeni bir sınav yaratabilir.
Fed faiz indirirse uzun vadeli faizler yine de yüksek kalabilir mi?
Teorik olarak evet. Fed kısa vadeli politika faizini düşürürken 10 veya 30 yıllık tahvil faizlerinin aynı ölçüde düşmesi zorunlu değil.
Merkez bankası daha çok ekonominin kısa vadeli finansman koşullarını belirliyor. Uzun vadeli tahvillerde ise bütçe açığı, kamu borcu, enflasyon beklentileri ve tahvil arzı gibi başka değişkenler de devreye giriyor.
Bu nedenle önümüzdeki aylarda piyasaların yalnızca “Fed ne zaman faiz değiştirecek?” sorusuna odaklanması yeterli olmayabilir.
ABD Hazinesi’nin yeni tahvil ihalelerine ne kadar talep geldiği, yabancı yatırımcıların ABD borçlanma araçlarına ilgisi ve yapay zekâ şirketlerinin ne kadar yeni borçlanmaya çıkacağı da izlenecek.
30 yıllık ABD tahvil faizinin 2007’den beri en yüksek seviyeye ulaşması bu değişimin ilk güçlü işaretlerinden biri. Fed beklentisi gerilerken uzun vadeli faizin yükselmesi, tahvil piyasasının artık yalnızca merkez bankasını değil giderek büyüyen borçlanma ihtiyacını da fiyatladığını gösteriyor.
Yorumlar
Görüşünüzü paylaşabilirsiniz. Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.