Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul’da son günlerde hisse bazında derinleşen satışların ardından şirketlerin kendi paylarında geri alım yapmasını kolaylaştıran yeni bir karar aldı. SPK’nın 22 Eylül 2026 tarihli bültenine göre, kolaylaştırılmış geri alım düzenlemesi kapsamında şirketlerin satın aldığı payların toplam bedeline uygulanan üst sınır ikinci bir duyuruya kadar kullanılmayacak.
Karar teknik bir mevzuat değişikliği gibi görünse de mevcut piyasa koşullarında karşılığı daha geniş. Yatırım fonlarındaki sorunlarla başlayan satış dalgası artık yalnız fon portföylerinde yoğun şekilde bulunan hisselerle sınırlı değil. Fon süreciyle doğrudan ilişkisi bulunmayan çok sayıda payda da sert değer kayıpları görülürken yatırımcıların şirket yönetimlerinden daha görünür bir duruş beklediği bir döneme girildi.
İçindekiler
Toplam bedel sınırı kaldırıldı
İkinci bir SPK duyurusuna kadar
Şirketlerin geri alım kararlarında
SPK tam olarak hangi sınırı kaldırdı?
Normal düzenlemede bir şirketin geri aldığı paylar için ödediği toplam tutar, SPK mevzuatı kapsamında kâr dağıtımına konu edilebilecek kaynakların toplamını aşamıyordu. Yönetim kurulunun da son yıllık finansal tablolar üzerinden bu koşula uyulduğunu gözetmesi gerekiyordu.
22 Eylül tarihli yeni ilke kararıyla bu parasal üst sınır, Mart 2025’te başlatılan kolaylaştırılmış geri alım rejimi kapsamında ikinci bir duyuruya kadar uygulanmayacak.
Bu aslında mevcut kolaylıkların devamı niteliğinde. SPK’nın 19 Mart 2025 tarihli kararıyla halka açık şirketlere genel kurul toplantısını beklemeden yönetim kurulu kararıyla geri alım programı başlatma imkânı verilmişti. Aynı düzenlemede geri alınan payların sermayenin yüzde 10’unu aşamamasına ilişkin sınır ile günlük işlem miktarına yönelik bazı kısıtlamalar da kaldırılmıştı.
Yeni kararla şirketlerin önündeki önemli finansal sınırlamalardan biri daha gevşetilmiş oldu.
Şirketler artık sınırsız geri alım yapabilir mi?
Hayır. Kararı “şirketler istedikleri kadar hisse satın alabilecek” şeklinde okumak doğru değil.
Yönetim kurulunun geri alım kararında programın amacını, süresini, alınabilecek azami pay miktarını ve kullanılacak azami fon tutarını yine kamuya açıklaması gerekiyor. Şirketin ayrıca geri alımı finanse edecek nakde ve finansal güce sahip olması gerekiyor.
Dolayısıyla SPK düzenleyici sınırı kaldırsa bile geri alımın miktarı, zamanı ve yapılıp yapılmayacağı şirket yönetiminin kararı olmaya devam ediyor.
Asıl sınav şimdi şirket yönetimlerinde
Borsa İstanbul’daki son satış dalgasının yatırımcı tarafında yarattığı rahatsızlığın önemli nedenlerinden biri de burada ortaya çıkıyor.
İlk aşamada fon tasfiyelerine konu olan portföylerdeki hisselerin sert düşmesi anlaşılabilir bir likidite problemi olarak görülüyordu. Ancak satış dalgası zamanla çok daha geniş bir alana yayıldı. Fonlarla doğrudan bağlantısı bulunmayan şirketlerin hisseleri de benzer oranlarda değer kaybederken yatırımcının portföyündeki zarar yalnız sorunlu fon hisseleriyle sınırlı kalmadı.
Böyle bir ortamda yatırımcı doğal olarak şirket yönetimlerine de bakıyor. Şirketin operasyonları devam ediyor, bilançosunda önemli bir bozulma açıklanmıyor ve yönetim mevcut fiyatı şirketin gerçek değerinin oldukça altında görüyorsa, “yönetim kendi payında neden alıcı değil?” sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başlanıyor.
Elbette her fiyat düşüşünde geri alım yapmak şirketlerin görevi değil. İşletme sermayesine ihtiyaç duyan, yüksek borcu bulunan veya nakdini yeni yatırımlara ayırması gereken bir şirketin kaynaklarını borsadaki paylarına yönlendirmemesi son derece makul olabilir.
Ancak güçlü nakdi bulunan, daha önce paylarının ucuz olduğunu ifade eden veya geri alım programı açıklamasına rağmen piyasadaki sert satış dönemlerinde programı sınırlı kullanan şirketlerde yatırımcı ile yönetim arasındaki beklenti farkı büyüyebiliyor.
Geri alım gerçekten hisseyi destekler mi?
Bir şirket piyasadan kendi payını satın aldığında hisseye doğrudan yeni bir alıcı eklenmiş olur. Özellikle likiditenin zayıfladığı ve satış emirlerinin yoğunlaştığı dönemlerde bu talep fiyat oluşumuna destek sağlayabilir.
Ancak geri alım programının açıklanması ile gerçekten alım yapılması arasında önemli bir fark var. Yönetim kurulunun yüksek tutarlı bir program açıklaması, bu kaynağın tamamının kullanılacağı anlamına gelmiyor.
Piyasanın bakacağı veri KAP’ta ilan edilen azami rakamdan çok, şirketin hangi günlerde ne kadar pay satın aldığı olacak. Geri alımın şirketin günlük işlem hacmine oranı da fiyat üzerindeki gerçek etkinin anlaşılması açısından önemli.
Üstelik geri alım sadece fiyat desteği olarak görülmemeli. Yönetimin şirketin gelecekteki nakit üretimine güvendiği ve mevcut piyasa değerini cazip bulduğu dönemlerde, sermayenin verimli kullanımı açısından da anlamlı olabilir.
Fon krizi artık piyasa güveni sorununa dönüştü
SPK’nın son günlerde attığı adımlar birlikte değerlendirildiğinde piyasa stresinin yalnız tek bir kanaldan yönetilmeye çalışılmadığı görülüyor.
Kurul önce tasfiye kapsamındaki fonların portföylerindeki varlıkları satabilmeleri için tanınan süreyi üç aydan altı aya çıkardı. Bu adımla likit olmayan hisselerde çok kısa sürede büyük miktarda satış yapılmasının önüne geçilmesi amaçlandı.
Şimdi ise şirket geri alımlarındaki parasal sınır gevşetiliyor. Böylece bir tarafta potansiyel zorunlu satışların zamana yayılması, diğer tarafta şirketlerin kendi hisselerinde alıcı olabilmesinin kolaylaştırılması söz konusu.
Buna rağmen borsadaki kalıcı normalleşmenin yalnız düzenleyici tedbirlerle sağlanması zor. Son günlerdeki fiyat hareketleri küçük ve orta ölçekli şirketlerden fonlarla doğrudan bağlantısı bulunmayan paylara kadar yayıldığı için güven tarafındaki hasarın da onarılması gerekiyor.
Yatırımcı şimdi KAP ekranına bakacak
SPK’nın kararı sonrasında en önemli gösterge, önümüzdeki günlerde gelecek şirket açıklamaları olacak.
Yeni geri alım programı açıklayan şirketlerin sayısı, mevcut programlarını büyüten yönetimler ve fiilen piyasadan pay almaya başlayan şirketler kararın pratikte ne kadar karşılık bulacağını gösterecek.
Bu noktadan sonra “SPK şirketlerin önünü açtı mı?” sorusunun cevabı büyük ölçüde evet. Asıl soru ise şirket yönetimlerinin bu alanı kullanıp kullanmayacağı.
Borsa İstanbul’da yatırımcı güveninin yeniden güçlenmesi için yalnız büyük endeks hisselerinin ayakta kalması değil, satış baskısının piyasa geneline yayıldığı dönemlerde şirket yönetimlerinin yatırımcıyla daha güçlü iletişim kurması ve finansal imkânı bulunanların sermaye tahsisinde geri alımı da gerçek bir seçenek olarak değerlendirmesi önem taşıyor.
Güncel Borsayı takip edin. Hisse senedi piyasalarındaki gelişmeleri izleyin. İncele →
Yorumlar
Görüşünüzü paylaşabilirsiniz. Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.