ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh, 28 Ekim’de faizlerin sabit bırakılmasının ardından ABD ekonomisinin güçlü büyümesine rağmen aşırı ısındığı görüşüne katılmadığını açıkladı. Warsh’ın değerlendirmesinde öne çıkan nokta, büyümenin mutlaka enflasyonu hızlandırmak zorunda olmadığı: Ekonominin üretkenliği artıyorsa daha yüksek üretim, talep baskısının bir kısmını karşılayabiliyor. Ancak Fed Başkanı, bu iyileşmenin büyüklüğünün henüz kesin ölçülemediğini de vurguladı.
Fed’in politika faizini yüzde 3,75–4,00 aralığında tutması başlı başına yeni bir karar değil; asıl tartışma, yapay zekâ yatırımlarının ve verimlilik artışının gelecek dönemde faiz politikasını nasıl etkileyeceği. Warsh’ın açıklamaları, bu soruda henüz kesin bir sonuca varılmadığını gösteriyor.
Güçlü büyüme neden mutlaka aşırı ısınma anlamına gelmiyor?
Merkez bankaları için hızlı büyümenin anlamı, büyümenin kaynağına bağlı. Harcamalar üretim kapasitesinden hızlı arttığında fiyatlar üzerinde baskı oluşabilir. Buna karşılık şirketler aynı iş gücü ve sermayeyle daha fazla çıktı üretiyorsa ekonomi daha hızlı büyürken birim maliyetlerdeki artış sınırlanabilir. Bu, verimlilik kanalıdır.
Warsh, ABD’de verimliliğin yükseldiğine inandığını ancak ne kadar yükseldiğini hassas biçimde hesaplamanın zor olduğunu belirtti. Üstelik bu gelişmenin büyük bölümünün son dönemde öne çıkan ileri yapay zekâ teknolojilerinden önce başlamış olabileceğine dikkat çekti. Yani merkez bankası, her olumlu üretim verisini doğrudan yapay zekâya yazmıyor.
Buradaki kritik fark, yüksek büyümenin enflasyonu otomatik olarak körüklediğini varsaymakla büyümenin arz kapasitesini de güçlendirebileceğini kabul etmek arasında. Verimlilik gerçekten kalıcı olarak hızlandıysa Fed’in enflasyonla mücadele ederken ekonomiyi ne ölçüde yavaşlatması gerektiği de değişebilir. Ancak bunu bugün kesinleşmiş bir sonuç gibi okumak yanlış olur.
Yapay zekâ ekonomiyi aynı anda iki yönden etkiliyor
Yapay zekâ yatırımları, veri merkezleri ve enerji altyapısı için büyük miktarda sermaye gerektiriyor. Bu yatırımların inşa döneminde yarattığı ekipman, elektrik ve finansman talebi bazı maliyetleri yukarı çekebilir. Buna karşılık teknolojinin şirketlerin üretim süreçlerine yayılması, zaman içinde daha düşük maliyetle daha fazla üretime imkân verebilir.
Dolayısıyla yapay zekânın enflasyon üzerindeki kısa vadeli talep etkisi ile orta vadeli üretkenlik etkisini aynı şey gibi değerlendirmek doğru değil. Bir veri merkezinin inşasına harcanan sermaye bugün ekonomik talep yaratır; o yatırımın genel fiyat seviyesini kalıcı biçimde rahatlatacak verimlilik artışı sağlayıp sağlamadığı ise yıllar içinde görülebilir.
Warsh’ın 16 Kasım’da San Francisco Körfez Bölgesi’nde yapılması planlanan verimlilik ve istihdam çalışma grubu toplantısına katılacağını söylemesi de bu nedenle önemli. Toplantının odağında, yeni teknolojilerin verimlilik, istihdam ve fiyat istikrarı üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkileri bulunuyor.
Fed neden yine de enflasyon konusunda temkinli?
Ekonominin büyüyebilmesi, enflasyon hedefinin yakalandığı anlamına gelmiyor. Fed’in yüzde 2 enflasyon hedefi değişmedi. Üstelik fiyat artışlarının kalıcılığı, verimlilikteki potansiyel iyileşmelerden bağımsız olarak izlenmek zorunda.
28 Ekim toplantısında faizlerin değişmemesine rağmen iki üyenin 25 baz puan artırım istemesi, komitenin tüm üyelerinin aynı risk hesabını yapmadığını ortaya koydu. Bu ayrılık, merkez bankasının verilerdeki iyileşmeyi para politikasında hızlı bir gevşeme işareti olarak yorumlamadığını anlamak açısından önemli.
Fed’in 28 Ekim kararının ayrıntıları, üyelerin oy dağılımı ve politika faizi aralığı ayrı haberimizde ele alındı.
Piyasa için asıl soru verimlilik artışının kalıcı olup olmadığı
Warsh’ın açıklamalarından doğrudan faiz indirimi veya faiz artırımı takvimi çıkarmak mümkün değil. Bunun yerine, büyümenin niteliğine ilişkin üç gösterge öne çıkıyor: Üretkenliğin sektörler arasında yayılıp yayılmadığı, ücret ve birim iş gücü maliyetlerinin nasıl seyrettiği ve enflasyonun hedefe yaklaşıp yaklaşmadığı.
Örneğin toplam üretimin hızlı arttığı bir dönemde çalışılan saat başına üretim de yükseliyorsa ekonominin arz tarafında güçlenme olabilir. Ancak ücretler üretkenlikten daha hızlı artıyor ve şirketler bu farkı fiyatlara yansıtıyorsa enflasyon baskısı sürebilir. Bu nedenle tek başına büyüme oranı, Fed’in önündeki faiz kararını açıklamaya yetmiyor.
Tahvil yatırımcısı açısından da bu ayrım önemli. Daha güçlü verimlilik uzun vadeli büyüme beklentilerini destekleyebilir; fakat yüksek faizlerin ne kadar süreceği konusunda belirleyici unsur, Fed’in enflasyonda ikna edici bir yavaşlama görüp görmeyeceği olmaya devam ediyor.
Warsh’ın 28 Ekim mesajının özeti bir faiz yönlendirmesinden çok, ekonominin kapasitesine ilişkin ihtiyatlı bir değerlendirme: Büyüme güçlü olabilir ve yine de aşırı ısınma sayılmayabilir. Ancak bunun sürdürülebilirliğini gösterecek olan söylem değil, verimlilik ve fiyat verilerinin birlikte vereceği sonuç olacak.
Yorumlar
Görüşünüzü paylaşabilirsiniz. Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.